Ali Özdemir - Merkez Medya

Çelik: Macron, Türkiye'ye karşı gereksiz bir cüretkarlık içinde

AK Parti Sözcüsü Çelik, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Türkiye karşıtı açıklamalarının son derece yanlış olduğunu söyledi. Çelik, "Türkiye'ye karşı aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cüretkarlık içindeler" sözleriyle Paris yönetimini uyardı.

28 Nis 2026 - 21:01 YAYINLANMA
Çelik: Macron, Türkiye'ye karşı gereksiz bir cüretkarlık içinde

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Toplantının gündeminde Genel Sekreterliğin sunumu olduğunu belirten Çelik, partinin kuruluşunun 25. yıl dönümüne ilişkin nasıl bir organizasyon gerçekleştirecekleriyle ilgili kapsamlı bir değerlendirme yapıldığını söyledi.

Çelik, dün, 27 Nisan muhtıra teşebbüsünün 19. yılı olduğunu anımsatarak "O karanlık günlerden, vesayet günlerinden bu günlere gelen mücadele çok büyük hikayeler, fedakarlıklar, bedeller, meydan okumalara cevap vermeler ve cesaretler içeriyor. Aynı zamanda bütün bu zorlukların içerisinde yapılmış çok büyük hizmetler, devrimci dönüşümler var. Bunun tabii bir anma programıyla ele alınması mümkün değil ama bir şekilde seçeceğiz içerisinden bütün bunları." diye konuştu.

Erdoğan'ın, Türkiye'nin ve Türkiye Yüzyılı'nın gelecek 25 yılına bakan bir perspektifi ortaya koyma açısından değerlendirmelerinin olacağını dile getiren Çelik, partinin 25. kuruluş yıl dönümüyle ilgili hazırlıklara şimdiden başladıklarını ve bunu MYK'de değerlendirmeye aldıklarını ifade etti.

Çelik, her MYK'de olduğu gibi bu toplantıda da "Terörsüz Türkiye" konusunun gündemde olduğunu ifade ederek bunun dışında toplantıda Meclis çalışmalarının da değerlendirildiğini söyledi.

"Türkiye'nin demokrasisi ve sivil siyasi tarihi açısından devrimci bir dönüşümdür"

27 Nisan e-muhtıra teşebbüsüne ilişkin konuşan Çelik, "Bu muhtıra, darbe mekaniği açısından, Türkiye'de seçilmiş iradenin milletten aldığı gücün yaralanması, işlevsiz bırakılması bakımından çok çirkin ve siyaset karşıtı bir geleneğin maalesef önemli enstrümanlarından biriydi. 27 Nisan'da da bu ortaya koyulmaya çalışıldı. Fakat Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanımız ve bir hükümet, AK Parti hükümeti buna direnerek muhtıra haline getirilmek istenen girişimi bir kağıt parçasına çevirdi. Bu, Türkiye'nin demokrasisi, sivil siyasi tarihi açısından devrimci bir dönüşümdür. Dolayısıyla bunun çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Türkiye'nin siyasetinin ve demokrasisinin üzerindeki çirkin bir uygulamanın, vesayetin bitirilmesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Dış politikadaki gelişmeleri yakinen takip ettiklerini söyleyen Çelik, "Gerek Rusya-Ukrayna Savaşı, gerek Gazze konusu, gerek diğer kriz alanları konusunda, şu anda İran konusunda ülkeler arasındaki ittifaklar çatlarken NATO'yla ilgili tartışmalar oluyor. Avrupa Birliği (AB) kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. Avrupa Birliği bu krizlerde bir bütün olarak hareket edemiyor." diye konuştu.

"Kafasının arkasındakini göstermesi bakımından çok önemli"

AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen'in, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin." şeklindeki açıklamalarını hatırlatan Çelik, bu ifadelerin "çok talihsiz" olduğunu ifade etti.

Çelik, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Bu, Avrupa Birliği'nin şu anda niye bu halde olduğunu gösteren çok temel bir açıklama. Yani Türkiye gibi AB'ye aday bir ülkeyi karşıt konumda değerlendirmek, göç ve güvenlik konusunda sürekli kapımızı çalanların kafasının arkasındakini göstermesi bakımından çok önemli. Tabii bu bir sır değildi. Ama gerek fasılların müzakere edilmesine dönük fanatik, kurala dayanmayan uygulamalar, gerek diğer konulardaki ilerlemelere dönük tıkanmalar aslında bize her zaman bir aydınlanma Avrupa'sı yaklaşımını değil, bir Hristiyan kulübü Avrupa'sını gösteriyordu. Biz de bu konuda uyarılarımızı yapıyorduk. Şimdi bunun sonuçlarıyla sadece Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri karşı karşıya gelmiyor. Avrupa Birliği, kendi çelişkilerinin doğurduğu sonuçları, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda yaşıyor. Gazze konusundaki savrulmalarını görüyoruz. İran Savaşı konusundaki etkisizliklerini ve işlevsizliklerini görüyoruz."

Ursula von der Leyen'e, "AB Komisyon Başkanı olarak, bir aday ülkeye dönük bu çifte standardınızın ideolojik temelleri nedir?" sorusunu sormak gerektiğini belirten Çelik, "İkincisi de her zaman söylenir, Avrupa Birliği bir ekonomik güç oldu ama hiçbir zaman siyasi bir güç olamadı, stratejik bir güç haline gelemedi diye. Bugün de mesela NATO meselesinde de kendi güvenliğini bile kendisi sağlayamayan bir birlik durumunda. Bütün bunlar tartışılırken von der Leyen'in aday ülke olan Türkiye'nin etkisini engellemeye dönük bir tutum içine girmesi, Avrupa Birliği'nin bugün neden bu halde olduğunu iyi gösteren bir şey." ifadelerini kullandı.

Çelik, konuyla ilgili değerlendirmelerine şöyle devam etti:

"Madem Türkiye, bütün Balkanlar'ı ve Avrupa'yı domine edecek kadar büyük bir güç, normal bir siyasi akıl, Türkiye'yle işbirliği yapmayı gerektirir. Türkiye'nin bu kadar büyük bir güç olduğunu aslında von der Leyen, söylediklerinin alt yazısında itiraf ediyor, değil mi? Bu itirafıyla da aslında bir tür büyüyen, ilkelere dayanan Avrupa değil, küçülen ve kendi bürokrasisine gömülmüş bir Avrupa'yı söylüyor. Ama Türkiye'nin, zikrettiği diğer ülkelerden farkı, Türkiye, Avrupa Birliği'ne aday bir ülke. Onu, Balkanlar'ı domine edecek kadar güçlü görüyorsanız o zaman doğrusu, bu aday ülkeyle işbirliği yapmaktır. Bu vizyondan çok uzaklar ama bu vizyona ulaşmalarını temenni ediyoruz."

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve onun katliam şebekesinin fanatizminin sadece Müslümanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın tüm unsurlarına karşı bunu gerçekleştirdiklerini söylediklerini hatırlatan Çelik, "Önceki basın toplantılarımdan bir tanesinde Kıyamet Kilisesi'nde yapılacak ayini nasıl engellediklerini ifade etmiştim. Şimdi de Lübnan'da İsrail askerinin, Hz. İsa'ya ait bir heykeli parçalamasındaki nefret, doğal olarak Hristiyan aleminin tepkisini çekti. Burada şunu görmek gerekiyor, tamamen ideolojik bir motivasyonla, fanatik bir dini yaklaşımla hareket eden bir şebekeyle, yapıyla karşı karşıyayız. Bunların Müslümanların değerlerine de, Hristiyanların değerlerine de hiçbir saygıları yok. Onun için biz insanlık ittifakı diyoruz. İnsanlık ittifakının topyekun bu fanatizmi durdurması gerektiğinden bahsediyoruz." ifadelerini kullandı.

Papa'nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirten Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Katolik bir din adamı, bu savaşa karşı olduklarını söylerken 4 ölçüden bahsediyor. Birincisi, bir savaş için adil bir neden olmalıdır. İkincisi, doğru bir niyet olmalıdır. Üçüncüsü, savaş son çare olmalıdır. Dördüncüsü, orantılı araçlar söz konusu olmalıdır. Bütün bunlar olmadığına göre, Gazze'de, Lübnan'da, İran'da yürütülen bu savaşların hepsinin gayrimeşru olduğunu ifade ediyor ki bunun, Hristiyan din adamları tarafından ifade edilmesinin de son derece kıymetli olduğunu belirtmek isterim. Aynı şekilde Kudüs'ün statüsünün korunması konusunda da insanlık cephesi, insanlık ittifakının ortak hareket etmesi gerektiği her olayla birlikte bir kere daha görülüyor."

"Amerika Birleşik Devletleri'nin ve İsrail'in, haksız ve hukuksuz şekilde İran'a yaptığı saldırıdan sonra ortaya çıkan tabloyu yakından takip ediyoruz." diyen Çelik, ateşkesin sağlandığını ancak İslamabad'daki müzakerelerin henüz istenilen şekilde ilerlemediğine işaret etti.

Ömer Çelik, şunları söyledi:

"İslamabad'daki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi gerektiğini ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir. Bu savaş, haksız ve hukuksuzdur. Hiçbir şekilde daha büyük insani trajedilere yol açılmamalıdır. Uluslararası toplum da ateşkesin tamamen barışa dönüşmesine güçlü bir destek vermelidir. Burada tabii ki birçok konu var, zenginleştirilmiş uranyum meselesi, Hürmüz konusu, İran'ın talep ettiği tazminatlar var. Bu savaşın, bu haksız saldırganlığın sona ermesi için yapılması gereken, atılması gereken adımlar var. Güvenlik garantileri söz konusu. İsrail saldırganlığının bundan sonra devam etmeyeceğinin nasıl sağlanacağına dair garantilerin nasıl oluşturulacağı çok önemli. Ama tüm bunlar masada çözülebilir konulardır. Onun için İslamabad'daki müzakerelerin devam etmesi, tekrar savaşa dönülmemesi, ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için uluslararası toplumun bütün bu tabloya tam destek vermesi gerekmektedir."

Gündemdeki konular arasında asla unutulmaması gerekenin Gazze olduğunu söyleyen Çelik, İsrail'in Lübnan'a ve İran'a saldırarak, başka yerlerde kriz çıkararak Gazze'yi de unutturmaya çalıştığını belirtti.

İsrail'in Lübnan'a saldırısının yakından takip edilmesi gerektiğine işaret eden Çelik, Litani Nehri'ne kadar olan bölgede bir milyondan fazla kişinin yerinden edildiğini, bölgenin hem kara hem de hava harekatlarıyla İsrail tarafından işgal edildiğini dile getirdi.

Çelik, İsrail'in işgalciliğini sürdürdüğünün altını çizerek, "Lübnan'ın insanlarını öldürdüğü gibi tarihi değerlerini de tahrip ediyor. Ve savaşın daha da büyümesi için her türlü kışkırtıcılığı yapıyor. Burada insani felaket giderek büyüyor. Ateşkes çağrılarına rağmen, bir masa zeminine rağmen İsrail hiç bunları dinlemeden saldırganlığını aynen devam ettiriyor. Onun için Lübnan konusunda uluslararası toplumun yine yüksek bir hassasiyet ortaya koyması gerekiyor." diye konuştu.

"İkinci aşamaya geçilmesini engelleyen güç şu anda İsrail'dir"

Gazze'deki durumu yakından takip ettiklerini vurgulayan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aslında Gazze'de ikinci aşamaya geçilmesi gerekirdi. Ama İsrail ilk aşamadaki yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmiyor ve ilk aşamayı da tahrip etmek için elinden geleni yapıyor. Bu çerçevede tek taraflı birtakım dayatmalarda ve şartlarda bulunuyor. İsrail'in Gazze'de suikastlere, kadın ve çocuk dahil insan öldürmeye bir son vermesi lazım. Bu ilk aşamanın, en azından var olması için gereken en temel insani zemin. Yine ilk aşama için mutabık kalınmış olan yardımların Gazze'ye tam olarak ulaşması, refah kapısının açılması gibi ilkelerin yerine gelmesi lazım. Ama İsrail bunlardan da uzak duruyor. O yüzden ikinci aşamaya geçilmesini engelleyen güç şu anda İsrail'dir.

Yine Batı Şeria'ya saldırmaya devam ediyor ve Batı Şeria'yı Gazzeleştirmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunun da muhakkak surette önlenmesi gerekiyor. Tüm bu çerçeve içerisinde bakıldığı zaman dış politika gündeminde Sayın Cumhurbaşkanımızın mesaisi en yoğun şekilde, barışın sağlanması ve diplomasi masalarının güçlendirilmesi ekseninde devam etmektedir. Bütün bunları değerlendiriyoruz, takip ediyoruz. Ülkemizin herhangi bir yerde kurulacak barış masası için en güvenilir liman olması net bir şekilde kendisini tüm dünyanın gözü önünde gösteriyor. Bu zamanlar insanlık ittifakı adına doğru ittifaklar kurmanın, doğru ilkeleri çalıştırmanın, kurala dayalı uluslararası düzeni daha çalışır hale getirmenin zamanlarıdır. Bunun zıddına hareket edenler ya da bunun dışında hareket edenler daha büyük sıkıntılarla kendi kendilerini karşı karşıya bırakacaklardır."

"Bu doğru bir tavır değil"

Açıklamalarının ardından bir gazetecinin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Yunanistan ziyareti ve Türkiye karşıtı açıklamalarının nasıl değerlendirildiğini sorması üzerine Çelik, Fransa'nın açıklamalarını yakından takip ettiklerini belirtti.

Açıklamaların rasyonel bir zemine oturmadığının altını çizen Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken, ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleriyle ittifak kurduğunu ifade ederken, Türkiye'yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Yine unutmamak gerekir ki çok yakın zamanda Sayın Macron, 'NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti.' demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Fransa'nın Türkiye'ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu doğru bir tavır değil. Fransa'nın Akdeniz'deki istikrarsızlıkla ilgilenmesi gerekir. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bir an evvel sona erdirilmesiyle ilgilenmesi gerekir.

Suriye'de birtakım farklı grupları desteklemek yerine Suriye'nin istikrarına katkı sağlayacak bir siyasi teşvik içerisinde olması gerekir. Fransa'nın, ABD'nin ve İsrail'in İran'a saldırısı karşısında daha net konuşması gerekir. Karadeniz'deki tabloyu iyi değerlendirmesi gerekir. Ama bunun yerine ne zaman bir tartışma çıksa Rum kesiminin etrafında bir bayrak göstermekten, gemi göndermekten bahsediyor. Yunanistan ile ittifak kurmaktan bahsediyor. Burada şunu sormak gerekir. Bu tip tavırların Fransa'ya ne faydası var? Bu tip tavırların Yunanistan'a ne faydası var? Bu tip tavırların Akdeniz'in güvenliğine ne faydası var? Bu tip tavırların NATO müttefikliğine ne katkısı var? Bütün bu soruların cevabı olumsuzdur."

"Rum kesiminin İsrail'le kurduğu ittifak utanç verici bir ittifaktır"

Çelik, günün sonunda herkesin gittiğine, Yunanistan ile Türkiye'nin baş başa kaldığına dikkati çekti.

"Yunanistan'ın Türkiye ile sorunlarını masada çözme imkanı varken, sürekli olarak İsrail'den, başkalarına kadar bir takım ittifaklar peşinde koşup, Türkiye karşıtlığı söylemini sürekli yükseltip, bundan elde edeceği nedir?" diye soran Çelik, "Biz Yunanistan'a 'üçüncü ülkeler, taraflar araya girmesin, Türkiye ve Yunanistan berrak, net, müzakereler yoluyla kendi sorunlarını çözebilecek kapasiteyi üretsin.' diyoruz. Ama onun yerine sürekli olarak bu tip yan yollara başvuruyorlar. Otobandan ayrılmamak lazım. Otobandan ayrılındığı zaman çoğu kez şarampole düşüldüğü görülmüştür. Tekrar aynı hatayı yapmaya gerek yok. Tabii Rum kesiminin İsrail'le kurduğu ittifak utanç verici bir ittifaktır. Bu kadar katliam gerçekleştirmiş bir siyonist şebekeyle yan yana durmak onların kendilerinin bileceği bir iştir. Ama bugün uluslararası sorunlarda Türkiye ile ilişkilerde yanlış yerde durdukları gibi, uluslararası sorunlarda da tarihin doğru tarafında durmuyorlar." ifadelerini kullandı.

Fransa'nın Sahel bölgesinden Akdeniz'e kadar olan tüm bu bölgede değerlendirmelerinin ve attığı adımların ne kadar yanlış olduğunun son birkaç yıldır üst üste görüldüğünü dile getiren Çelik, Fransa'nın bunlardan vazgeçmesinde, Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisini gerçekçi bir zeminde ve doğru bir yaklaşımla ele almasının herkesin faydasına olduğunu vurguladı.

Bir köşe yazarının eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için "kılıç artığı" ifadesini kullanması ve toplumda bazı kesimlerin tepkisine neden olan duruma ilişkin yaklaşımlarının sorulması üzerine Çelik, şu yanıtı verdi:

"CHP ya da başka parti, bazı köşe yazarları, bu tartışmalar bizi ilgilendiren tartışmalar değil. Ama kullanılan o ifade bütün Alevi canlarımızı, Alevi vatandaşlarımızı inciten bir ifadedir. Alevi vatandaşlarımızı ve Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz. Bunu kendimize yapılmış sayarız. O ifade bir nefret söylemidir. O ifade doğrudan bir nefret söylemi olarak kodlanmalıdır ve tümüyle kategorik olarak reddedilmelidir. Alevi kardeşlerimize, vatandaşlarımıza, canlarımıza dönük bu şekilde çirkin ifadeler kullanılmasını en güçlü şekilde lanetliyoruz ve reddediyoruz. Bunu kendimize yapılmış sayıyoruz. Esasında bu nefret söylemlerinin hem ahlaki olarak mahkum edilmesi lazım hem de bunlarla ilgili hassasiyetler konusunda daha güçlü sesler çıkarmak lazım. Dolayısıyla Alevi canlarımıza, Alevi vatandaşlarımıza dönük bu çirkin ifadeleri insanlığımıza yapılmış bir çirkinlik olarak görüyoruz."

Kaynak :
trthaber.com

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: